Mein Herz Brennt…

14 Ağustos 2008 – 22:30

safa_logo.gif

Geçtiğimiz yıllarda (hemen tarihe bakalım…Hmmm… 14 Aralık 2006 yazıyor yazının altında…)  bir hikayemsi yazmaya başlamıştım. Nedenini hatırlamıyorum. 2 kısa bölüm yazıp bir kenara bırakmıştım. Ta ki geçenlerde okuduğum bir kitap bana yazdığım bu hikayemsiyi anımsatıncaya kadar… Evet biraz önce yayınladığım iki kısa bölümden bahsediyorum. Sezgi: Karşılaşma ve Sezgi: Diyalog.

3. Bölüm olarak “Sezgi: Rüya”ya başladım bile. Bakalım bu sefer kaç bölüm devam edebileceğim… Hayırlısı…

Sezgi: Diyalog

14 Ağustos 2008 – 22:26

Yaşadıklarından kafası karman çorman olmuş Berke ne diyeceğini bilemedi. Sadece kafasını evet der gibi sallamakla yetindi. Adam, Berke’yi rahatlatmaya çalışmak için tanışma faslına diğer  insanlar gibi devam etmeye karar verdi. “Ben Reyalit” dedi. “Mem…Mem…Memnun oldum, ben…ben…” diye kekelerken Reyalit “biliyorum sen Berke’sin ve buraya bazı cevaplar bulmak için geldin.” Karşısındaki insanın bu detayları bilmesi onu şaşırtmadı. Aksine suratına bir gülümseme yayıldı ve “biliyordum…” dedi kısık bir sesle. Buraya sezginin ne olduğunu keşfetmek için gelmişti ve doğru yolda olduğunu hissediyordu. Az önce kafası bulanıkken Reyalit’in sezginin tanımını yaptığını hatırladı. Bu tanımı ilk kez  kütüphanenin dünya klasikleri bölümünde kapağındaki ismi silinmiş eski bir kitapta okumuştu. Kitap bilinmeyen bir dilde yazılmıştı, bir tek o tanım dışında.  Dilin hangi dil olduğunu araştırmış ama bilinen dünya dillerinden olmadığını düşündürecek kadar hiç bir dile benzemiyordu. Burayı bulmasını sağlayan haritayı da o kitabın arasında bulmuştu.

- Az önce yaptığın tanım. Bu tanım beni tatmin etmiyor. Sezginin bunun ötesinde birşey olduğuna inanıyorum.
- İnanıyor musun yoksa seziyor musun?
Berke tam birşeyler geveleyecekken Reyalit onu konuşmasıyla durdurdu.
- Tamam, önemi yok. Sen benim dikkat çekmek istediğim noktanın farkına vardın nasıl olsa… Peki bunu neden bilmek istiyorsun?
- Ben tam olarak bunu açıklayamam. İçimden bir ses bu konunun üstüne gitmem gerektiğini söylüyor. Sonunucunda ne kazanacağımı veya kaybedeceğimi bilmiyorum. Sadece durduramadığım bir merak dürtüsüne sahibim.
- Havada kalan düşünceleri ve bilgileri, daha önceki birikimlerinle kendine “bağlamak” istiyorsun. Ancak bağlanan herşey havada kalan başka noktaları görmeni sağlamaktan başka bir sonuca varmanı sağlamayacak. Çünkü aslında sen nereye “varmak” istediğini bilmiyorsun.
Berke özgüvenini sesinde hissettiren bir tonla:
- Ben zaten “varmaya” çalışmıyorum. “Varmak”, “hemen ulaşmak”, “dağda kaybolmadan zirveye ulaşmak” isteseydim, sana değil bir imama giderdim. Ben sadece yolda olmaya çalışıyorum ve önümü aydınlatacak araçları edinmeye çalışıyorum. Sezgi de bu araçlardan birisi olabilir.
- Peki nereye doğru yola çıktın?
- Daha iyi bir insanlık, bir çevre, bir dünyaya doğru. Kendim ve kendim gibiler için daha “huzurlu” bir yere…
Yüzünde kurnazca bir gülümseme beliren Reyalit
-  Az önce bunları tam olarak açıklayamayacağını söylüyordun. Ama şimdi bakıyorum da kafanda herşey için bir nedenin var.
Kibirli bir gülümsemeyle Berke
- Yaşadıklarımdan sonra kafamdaki sis bulutunun dağılması gerekiyordu. Şu an aklım eskisi gibi çalışmaya devam ediyor.
- Kibrini kendine sakla Berke! Doğru, yanlış olmadan sadece bir hiçtir. Ben “aksini” belirtmeseydim seçim motorların kafandaki doğruyu bu kadar çabuk çıkartamazdı!
Berke’nin gülümsemesi kayboldu. Diğer normal insanlara karşı üstün olabilirdi ancak bu sefer karşısındakinin üstünlüğünü en baştan kabul etmesi gerektiğini farketti. Zaten buraya daha üstün birinden cevaplar duymaya gelmemiş miydi? Sergilediği bu tutarsız tavrı ileride sorgulamak üzere kafasının “hatırlatmalar” bölümüne kazıdı.
Reyalit sakin bir tavırla,
- Böyle daha iyi. Önyargılar bilinçaltının en büyük kalkanlarıdır. Gücünü duygulardan alırlar. Çoğu kötü olarak nitelendirilen duygular da egodan beslenir. Tıpkı az önceki kibirin gibi.
Berke utancından kıpkırmızı oldu. Diğer insanları egolarının esiri oldukları için aşağılarken kendisi de benzer bir duruma düşmüştü. Beynindeki “hatırlatmalar” bölümünün ilerleyen saatler içinde tamamen dolacağını hissetti. Reyalit ne düşündüğünü hissetmiş gibi:
- Hayır, hayır… Egondan utanmana gerek yok. Birşeyden utanmak istiyorsan insanoğlunun egodan tamamen arındırılabileceği düşüncesine kapılmandan utanabilirsin. Onu kontrol edebilirsin ama onunla savaşarak onu asla yok edemezsin! Bunu sakın unutma.
Berke’nin bu gerçeği sindirmesi için bir süre durakladı. Çok geçmeden fizyolojisinin normale döndüğünü mimiklerinden farketti. “Çabuk kavrıyor” diye düşündü.
- Şimdi… Önünü aydınlatan ışığını “sezgi” ile daha da güçlendireceğini umuyorsun demek. Umduğunu bulacaksın hem de fazlasıyla. Hatta öyle ki diğer duyularına ihtiyacın dahi kalmayacak. Ama bunun kolay olmayacağı konusunda seni uyarmam gerekiyor. Oturmaz mısın?
Berke kafasını olumlu yönde salladı ve oturacak bir yer aradı. Bu sırada Reyalit çoktan yere oturmuştu. Neden bir koltuk, vb birşey aradığını bilemedi ve Reyalit’e katıldı. Reyalit Berke’nin gözlerine bakarak:
- Aslında sen herşeyin farkındasın. Sadece bunu bir hikaye ile bağlamak istiyorsun.
- Önemli olan da o bağlar değil midir zaten?
- Bu sorunun cevabını “beyin duyularının” tam anlamıyla çalışmaya başladığında sen kendin vereceksin.
- Beyin duyularım?
- Zamanla herşey yerine oturacak, acele etme. Hiç liderler hakkında düşündün mü Berke? Veya tacirler hakkında?
Berke’nin suratındaki şaşkınlığı farkeden Reyalit “Bana bu ikisi arasında bağ kuramadığını söyleme sakın.” dedi. Berke’nin mimikleri düşündüklerini ele veriyordu. En azından o öyle düşünüyordu. Reyalit’in suratında “eh ne yapalım” der gibi bir ifade yerleşti.
- Pekala… Tacirler mal satar ve karşılığında para alırlar. Hangi malın iyi iş yapacağını çok iyi tespit ederler ve satarken de alıcının ağzından girer burnundan çıkarlar. Kimileri zeki bile değildir. Ancak kurnaz oldukları tartışılamaz. Liderler ise ideoloji, fikir ve / veya bilgi satarlar. Karşılığında ise ideallerinin pratik yansımalarını , saygınlık ve şöhret alırlar.  Fikirlerini insanlara kabul ettirebilme yetenekleri oldukça üstündür. Tıpkı tacirler gibi. Her ikisi de bu yetenekle doğmuş ve yetiştirilmiştir. Nasıl oluyor da bu şahıslar doğru adımları kısa sürede bilinçaltı seviyesinde algılayıp o yönde adım atıyorlar? Kendileri bile neden o yönde gittiklerini bir mantığa dayandıramazlar. Bu yeteneğin kaynağı nedir? Bunlar üzerinde hiç düşündün mü Berke?
“Hiç düşündün mü?..”

Sezgi: Karşılaşma

14 Ağustos 2008 – 22:15

Nefes nefeseydi. Bir çırpıda bulunduğu odayı inceledi. Duvarda kimi yerleri pas tutmuş bir demir çubuk görmesiyle kapması bir oldu ve dışarıya doğru açılan ahşap kapının kollarına geçirdi. Kapının sağındaki ve solundaki duvarlardan destek alarak demir çubuğun kapının açılmasına engel olacağından emin oldu. “Ben yeterince uzaklaşana kadar bu onları yavaşlacaktır… Yani umarım…” diye düşündü. Biraz olsun rahatladığını hissetti ve elini göğsüne götürdü. Ciğerleri delicesine inip kalkıyor havadaki tüm oksijeni sömürmeye çalışıyordu. Zira varolanları bacak kasları ve bu hızlı tempoyu destekleyen kalbi tüketmişti. Birkaç derin nefesten sonra ciğerlerinin biraz sakinleştiğini farketti ve kasılan bacaklarına rağmen ilerlemeye hazırlandı. Birden “şu ana kadar kapıyı zorlamaları gerekirdi” diye düşündü ve kapıya baktı. “Bu, imkansız…” kelimeleri ağzından dehşet içinde dökülüverdi. Peşindeki bir düzine kadar olduklarını düşündüğü adamların kapı sanki orada yokmuş gibi içinden geçişlerini donuk, kıpkırmızı gözleriyle izledi. “Bu olanaksız, hayır…Kesinlikle imkansız!” diyordu gözlerinin beynine ilettiği sinyalleri reddederek. Kanında artan adrenalin ile beyni daha hızlı ve basit düşünmeye başlamıştı ama bunu sakinleştikten sonra “nasıl oldu da aklıma birden o düşünceler geliverdi” diye kendini sorgularken keşfedecekti.

“İmkansız!..” kelimesi aklından geçerken 5 duyu ile algınarak beyne iletilen sinyallerin çift yollu olduğunu okuduğunu anımsadı. Beyin gerçekten de olmayan şeyleri ters bir sinyal ile gerçekmiş gibi gösterebilecek güce sahipti. “Halüsinasyon” diye düşündü ve haritada bulunduğu bölgenin ortasında kırmızı mürekkeple yazılmış “Hayalleriniz gerçek olacaktır!” yazısını hatırladı. Birden kendini yere bıraktı ve cenin pozisyonunu aldı. “Onlar yoklar! Ben yarattım onları ve ben yokedeceğim!” diyerek haykırdı aklına hükmetmek için. Bunları kaç kere söylediğini hatırlayamayacak derecede tekrarlamıştı. Sonunda cesaret edip kafasını kollarının arasından kaldırdı ve tek gözüyle çekinerek etrafına göz attı. Sonuçta “Yoklar! Yoklar!” diye bağırmaktan kendini alamadı. Suratında zaferin ve korkunun getirdiği karmaşık mimikler vardı…  “Sanırım son testi geçtim” dedi kendi kendine. Öncekiler basit birer fizik bulmacasıydı, psikolojik değillerdi…

“Sezgi” dedi bir ses. Afallamıştı. Odada ondan başka kimse yoktu. Sesi gerçekten mi duymuştu yoksa duyuları hala ona oyun mu oynuyordu? Oda sis çöker gibi başka bir görünüme geçmeye başladı. Gözlerini avuştururken tekrar aklını kontrol etmeye çalıştı ama gördükleri kaybolmuyordu. Sırtı soğuk duvarla temas edinceye kadar geriledi. “Duvar mı?” Ama kapı olmalıydı burada diye düşünerken odada hiçbir kapının kalmadığını farketti. Tüm bunlar gerçekten mi oluyordu yoksa hayal miydi?.. Aklı bu kısır döngüyle kendi kendini hırpalamaya çoktan başlamıştı…

“Sakin ol! Yoksa aklını yitireceksin! Bundan sonra 5 duyunun sana gösterdiği herşey gerçektir” dedi aynı tok ses. Adamın sesinin tonu onu sakinleştiriyordu. Sakin şefkatli bir el beyninin belirli noktalarına dokunuyor onu rahatlatıyordu. “Eğer bir kısır döngüye daha girerse beyin hücreleri harap olabilir” diye düşündü sesin kaynağı.

Oda yavaş yavaş değişimini tamamladı. Etrafı dikkatlice inceledi. Bir şömine ve bir adam dışında oda 6 adet duvardan ibaretti. Adam sarışındı. Vücudunu siyah bir pelerin meraklı bakışlardan koruyordu. Yüzünün yapısından atletik bir yapısı olduğunu düşündü. Bunları istem dışı şekilde “eğer bir saldırı yaparsam kazanma şansım nedir?” diye düşünürken farketmişti. “Sezgilerim beni yanıltmıyorsa onunla baş edeceğimi zannetmiyorum”diye geçirdi aklından. “Sezgi…” dedi gene adam sanki karşısındakinin aklını okumuşçasına. “Acaba sesli mi düşündüm” diye elleriyle ağzını kontrol etmek için kolunu hareket ettirdi. Dokunduğunda yaşadıklarından ağzının sımsıkı kenetlendiğini ve çenesini oynatan kasların da gerili olduğunu hissetti.

“Sezgi, insan beynine özgü, kendi başına noksan ve hatta belki de yanlış yönlendirici olan verilerden doğru yanıt çıkarma sanatıdır.” dedi adam, ciddi duruşunu bozmayacak bir gülümseme ile…

14 Aralık 2006 (İzmir)

Düzeltmeler: 14 Ağustos 2008

Kendime Not: Düzeltmek için ele aldığım günün de ayın 14ü olması ne kadar ilginç…