14 Ağustos 2008 – 22:15
Nefes nefeseydi. Bir çırpıda bulunduğu odayı inceledi. Duvarda kimi yerleri pas tutmuş bir demir çubuk görmesiyle kapması bir oldu ve dışarıya doğru açılan ahşap kapının kollarına geçirdi. Kapının sağındaki ve solundaki duvarlardan destek alarak demir çubuğun kapının açılmasına engel olacağından emin oldu. “Ben yeterince uzaklaşana kadar bu onları yavaşlacaktır… Yani umarım…” diye düşündü. Biraz olsun rahatladığını hissetti ve elini göğsüne götürdü. Ciğerleri delicesine inip kalkıyor havadaki tüm oksijeni sömürmeye çalışıyordu. Zira varolanları bacak kasları ve bu hızlı tempoyu destekleyen kalbi tüketmişti. Birkaç derin nefesten sonra ciğerlerinin biraz sakinleştiğini farketti ve kasılan bacaklarına rağmen ilerlemeye hazırlandı. Birden “şu ana kadar kapıyı zorlamaları gerekirdi” diye düşündü ve kapıya baktı. “Bu, imkansız…” kelimeleri ağzından dehşet içinde dökülüverdi. Peşindeki bir düzine kadar olduklarını düşündüğü adamların kapı sanki orada yokmuş gibi içinden geçişlerini donuk, kıpkırmızı gözleriyle izledi. “Bu olanaksız, hayır…Kesinlikle imkansız!” diyordu gözlerinin beynine ilettiği sinyalleri reddederek. Kanında artan adrenalin ile beyni daha hızlı ve basit düşünmeye başlamıştı ama bunu sakinleştikten sonra “nasıl oldu da aklıma birden o düşünceler geliverdi” diye kendini sorgularken keşfedecekti.
“İmkansız!..” kelimesi aklından geçerken 5 duyu ile algınarak beyne iletilen sinyallerin çift yollu olduğunu okuduğunu anımsadı. Beyin gerçekten de olmayan şeyleri ters bir sinyal ile gerçekmiş gibi gösterebilecek güce sahipti. “Halüsinasyon” diye düşündü ve haritada bulunduğu bölgenin ortasında kırmızı mürekkeple yazılmış “Hayalleriniz gerçek olacaktır!” yazısını hatırladı. Birden kendini yere bıraktı ve cenin pozisyonunu aldı. “Onlar yoklar! Ben yarattım onları ve ben yokedeceğim!” diyerek haykırdı aklına hükmetmek için. Bunları kaç kere söylediğini hatırlayamayacak derecede tekrarlamıştı. Sonunda cesaret edip kafasını kollarının arasından kaldırdı ve tek gözüyle çekinerek etrafına göz attı. Sonuçta “Yoklar! Yoklar!” diye bağırmaktan kendini alamadı. Suratında zaferin ve korkunun getirdiği karmaşık mimikler vardı… “Sanırım son testi geçtim” dedi kendi kendine. Öncekiler basit birer fizik bulmacasıydı, psikolojik değillerdi…
“Sezgi” dedi bir ses. Afallamıştı. Odada ondan başka kimse yoktu. Sesi gerçekten mi duymuştu yoksa duyuları hala ona oyun mu oynuyordu? Oda sis çöker gibi başka bir görünüme geçmeye başladı. Gözlerini avuştururken tekrar aklını kontrol etmeye çalıştı ama gördükleri kaybolmuyordu. Sırtı soğuk duvarla temas edinceye kadar geriledi. “Duvar mı?” Ama kapı olmalıydı burada diye düşünerken odada hiçbir kapının kalmadığını farketti. Tüm bunlar gerçekten mi oluyordu yoksa hayal miydi?.. Aklı bu kısır döngüyle kendi kendini hırpalamaya çoktan başlamıştı…
“Sakin ol! Yoksa aklını yitireceksin! Bundan sonra 5 duyunun sana gösterdiği herşey gerçektir” dedi aynı tok ses. Adamın sesinin tonu onu sakinleştiriyordu. Sakin şefkatli bir el beyninin belirli noktalarına dokunuyor onu rahatlatıyordu. “Eğer bir kısır döngüye daha girerse beyin hücreleri harap olabilir” diye düşündü sesin kaynağı.
Oda yavaş yavaş değişimini tamamladı. Etrafı dikkatlice inceledi. Bir şömine ve bir adam dışında oda 6 adet duvardan ibaretti. Adam sarışındı. Vücudunu siyah bir pelerin meraklı bakışlardan koruyordu. Yüzünün yapısından atletik bir yapısı olduğunu düşündü. Bunları istem dışı şekilde “eğer bir saldırı yaparsam kazanma şansım nedir?” diye düşünürken farketmişti. “Sezgilerim beni yanıltmıyorsa onunla baş edeceğimi zannetmiyorum”diye geçirdi aklından. “Sezgi…” dedi gene adam sanki karşısındakinin aklını okumuşçasına. “Acaba sesli mi düşündüm” diye elleriyle ağzını kontrol etmek için kolunu hareket ettirdi. Dokunduğunda yaşadıklarından ağzının sımsıkı kenetlendiğini ve çenesini oynatan kasların da gerili olduğunu hissetti.
“Sezgi, insan beynine özgü, kendi başına noksan ve hatta belki de yanlış yönlendirici olan verilerden doğru yanıt çıkarma sanatıdır.” dedi adam, ciddi duruşunu bozmayacak bir gülümseme ile…
14 Aralık 2006 (İzmir)
Düzeltmeler: 14 Ağustos 2008
Kendime Not: Düzeltmek için ele aldığım günün de ayın 14ü olması ne kadar ilginç…
Etiketler: Kategorilenmemiş, sezgi |
1 Yorum »